Derince

Özel Bilkent Lisesi Derince Edebiyat Dergisi

“HAYAT BİR ŞEY DEĞİL, İTİNAYLA YAŞAYINIZ.”

Albert Camus imzasını taşıyan ve okuyucular da büyük bir etki bırakan “Yabancı” adlı eser, roman türünde yazılmıştır. Romanda da büyük oranda hissedildiği gibi eser, yabancılaşma akımı üzerine kurulmuş ve karakterleri sembolleştirerek akıcı olaylara yer verilmiştir. Ayrıksı bir bireyin, toplumdaki yargılanışı ve bu yargılanışların sonucunda bireyin kendini sorgulayışı üzerinde şekil alan roman, yararlanılan yan izleklerle de zenginleştirilmiştir. Ölüm, yalnızlık, önyargılar, sorgulayış, amaçsızlık gibi kavramlarında büyük oranda etkisi görülmektedir. Bu kavramlar arasında, okuyucuların üzerinde düşündüğü ve kolayca sonucuna varılamayan bir soru ise, karakterin umursamaz mı, yoksa kabullenmiş mi olduğudur. Karakterin analizini yapan okuyucuların bu konuda biraz araştırma yapmalarının doğru sonuca varmalarında yardımcı olacağını düşünüyorum. Ancak, kitap ve teması üzerine yeterli araştırmalar yapıldıysa, karakterin kabullenmiş olduğu sonucuna daha rahat varılmaktadır. Çünkü bilindiği gibi, eser varoluşçuluk kavramı üzerine kurulmuştur. Bu akımda da, görülen tepkiler ya da gösterilmeyen tepkilerde diyebiliriz, kişilerin umursamaz olmasından dolayı değil, bazı durumları kabullenmiş olmalarından dolayıdır. Romanda işlenen konu genel olarak ifade edilecekse, ayrıksı bireyle, önyargılı toplumun çatışmasıdır.

Roman, kahraman bakış açısıyla anlatılmıştır. Zaten, karakter özelliği adı altında olan bir konunun, o durumu simgeleyen kişi tarafından anlatılması da, işlenen kavramın daha sürükleyici ve etkili anlaşılır olmasını sağlamıştır. Anlatım, sade ve abartısızdır. Bu anlatım, ana karakterle özdeşleşmiştir. Eserin, karakterin dilinden ve bakış açısından anlatılmasından dolayı cümlelerde de belirsizlikler görülmektedir. Sade anlatım, akıcı bir bütün oluşturmuştur. Dikkat çekici bir nokta ise, romanda bulunulan uzama göre, karakterin konuşurken seçtiği kelime çeşitlerinin de değişmesidir. Örneğin, hapishanedeyken karakterin iç konuşmalarına yer verilmiştir. Karakterler arasında diyaloglar yapılmıştır ve bu, anlatımı zenginleştirmiştir.

Eserin, imzasını taşıyan Albert Camus ise, romanında kendi yaşamından izler bırakmıştır. Bunları bilerek mi yapmıştır yoksa fark etmeden yazım sırasında ruh halini mi dinlemiştir bilinmez, ancak eserdeki belli başlı durumların altında yazarın yaşamından esintilerde görülmektedir. Kitabın temasını taşıyan “varoluşçuluk” kavramının temsilcilerinden sayılmaktadır. Bu akımı destekliyor olmasında küçük yaşta babasını kaybetmesi ve vereme yakalanmış olması da etkili olabilir. Üstelik yazar 20. yüzyılda yaşamıştır, varoluşçuluk ve saçma felsefesiyle bağlantısı buradan da geliyor olabilir; çünkü 20. yüzyıl, geleneklerden kopukluk, bölünmüşlük, yabancılaşma, değer yitimi, şiddet, kaosun insan düşüncesini ve yaşayışını etkilediği bir yüzyıldır.

Ana karakterimiz Mearsault, kavurucu güneş yüzünden, hiçbir sebep yokken bir fellahı öldürür. Bu cinayeti sanki kendi iradesi dışında işler ve tutuklanır. Mahkemede, sanki yargılanan, hayatı söz konusu olan kendisi değil de, bir başkasıymış gibi, olan bitenleri anlamayan, kayıtsız bir gözle seyreder. Annesinin ölümüne ağlamadığı ve niçin ağlamadığını açıklayamadığı için de ölüm cezasına çarptırılır. Sizce bütün bunları yapan bir kişinin amacı ne olabilir, veya yaptığı şeyler zaten amaçsızlığının sonucu mudur? Takip edilen olay örgüsünün sonucunda karakteri, hayatı oluruna bırakan bir birey olarak tanımlamak doğru olabilir. Hayatı ve hayatın içindeki oluşları saçma bulan, gözlemci fakat kendini kapatmış, varoluşçuluğa inanan bu yüzden ölümü kabullenmiş olan,  olayların ne içinde yer almak isteyen ne de onu önemseyen bir karakterdir. Uzamların değişimi sonucunda karakterin, kendine uzaklaşmış bir bireyken ölüme yaklaştıkça kendine karşı farkındalığının artması da ilgi çekmektedir.

Eserde bulunan belli başlı karakterler, ana karakterin hayatında önemli rol oynamaya çalışmakta ancak başaramamaktadırlar. Buna gösterilecek en büyük örnek, kız arkadaşı Mary’ dir. Sabırlı, Mearsault’ un hapse girmesine rağmen iyimser, umutlu bir karakterdir. Ne kadar çabalasa da kendisini kapatmış bir insana etkisi olmamaktadır. Duygusal anlamda bir şeyler yaşamışlardır ve hiçbir şeyi düşünmeyen, umursamayan karakterin ilişki hakkında ki yorumları okuyucuları şaşırtmaktadır. Mearsault onunla evlenmek isteyen kız arkadaşını reddetmemiştir ancak evlenip evlenmemeyi bir tutmaktadır. Aynı durumu, kendisine sunulan iş teklifinde de yapmıştır. Kitapta gelişen son olaylarda büyük bir payı olan bir diğer karakter ise, Raymond’ dur, ana karakterimizin komşusu. Mearsault’ un cinayet işlemesindeki en büyük etkendir. Boş zamanlarını birlikte geçirmektedirler. Ancak bu Mearsault’ u olumlu ya da  olumsuz açıdan hiç etkilememiştir. Karakterin annesinin ölümü, onun hayatını etkilemiştir, ölümü kabullendiği ve buna üzülmediği için gösterdiği tepkisizliklerin hayatına olan etkisinden kaçamamıştır. Kitabın sonlarında yer alan rahip ise, karakteri anlamaya çalışıp, kendisine yakışan hareketler yapmıştır. Ancak ne dediyse Mearsault’ u etkilemeyi başaramamıştır. Bireysel olarak değişebilecek bir konuda, hangi uzamın daha fazla ön planda olduğudur. Benim araştırma ve gözlemlerim sonucunda, mahkeme anının, olayların yönlenmesindeki en önemli uzam olduğunu düşünüyorum. Savcı tamamen toplumun ve okuyucunun sözcüsü gibiyken, kahraman işlediği cinayetten dolayı değil de annesinin ölümüne olan duyarsızlığından dolayı yargılanmıştır. Uzamın karaktere, izleğin belirginleşmesindeki, karakteri tanımamızdaki etkisi ve toplumla etkileşmenin büyük oranda o uzamda olduğu görülmektedir. Eserin konusu olaylara bağlı önem kazansaydı, önemli gösterilecek uzam sahil veya başka bir yer de olabilirdi. Ancak incelediğimiz eserin bir karakter analizi üzerinde olması, en etkili uzamın mahkeme olduğunu desteklemektedir. Bir başka önemli durum ise “zaman”. Öyküde her şey çok kısa bir zaman diliminde olup bitmektedir. Anlatımda karakter ve izlek üzerine yoğunlaşmış ve zaman belirtisi önemsenmemiştir.

“Hayat bir şey değildir, itinayla yaşayınız.” deyip hayatta yaşanılan olayları oluruna bırakan bir yazar, bu söylediğiyle ve eserinde yansıttığı karakterle büyük bir uyum içindedir. “Varoluşçuluk, absürdizm” gibi kavramların, anlamlı ama belirsiz, sade ama akıcı bir anlatımla böyle bir esere dönüştürülmesi başarılıdır. Bu eser öyle bir karakteri taşıyor ki, annesi öldü diye üzülmemek kadar anlamsız olduğunda hayat, sadece gözüne güneş girdiği için adam öldürmeye bile varmaktadır işin ucu…

ELİF SU YAZICI

Reklamlar

Single Post Navigation

2 thoughts on ““HAYAT BİR ŞEY DEĞİL, İTİNAYLA YAŞAYINIZ.”

  1. her zmanki gibi mükkemmel yazmışsın

  2. fatosfatos on said:

    elif şafak ne alaka?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: